“Sosyo-kültürel çevre bilincinin yapılı çevrede “yeşil bina” olma olgusuyla tekil değil bütüncül bir anlayış içinde olmalıdır.”

👤Olcay Oğuz, LEED AP / BREEAM IN-USE AUDITOR / BREEAM INTERNATIONAL ASSESSOR
Türkiye, enerji verimli binalar konusunda doğru etiketleme yapılmadığı sürece bu konu sadece sözlü ifadelerde kalmaya mahkümdur. Yeterli alt yapının ve uzmanın bulunmaması, bunun yanında hala doğru sonuçlar vermeyen araçların kullanılması, sektörü doğru etiketlemeye yakınlaştırmaktan ziyade kılıfına uydurma seçeneğine itmektedir. Yeşil Binaların doğru algılanması ve anlatılması konusunda sektörün ciddi bir sıkıntı içinde olduğunu görmezden gelemeyiz.

Seksenlerin düşünceleri ve atılan yeşil bina tohumları son on yıldır kendini gösterebilecek ilerlemeye sahip olmuştur. Ancak yeşil bina dediğimiz “Sertifikalı Bina”lar her geçen gün değişen sosyal ve yapılı çevre düzenine ayak uydurabilecek hızda ilerleyen kriter kümesine sahip mi? Asıl soru bu olmalı; sosyo-kültürel çevre bilincinin yapılı çevrede “yeşil bina” olma olgusuyla tekil değil bütüncül bir anlayış içinde olmalıdır. Bu anlamda şu anda ne LEED ne de BREEAM yeterli kriter kümesine sahip bulunmaktadır.

Yatırımcı eğilimlerini bu konuda ikiye ayırmak gerekir. Birinci grup; bu sertifikaların ya da yeşil bina olgusunun artık yapılı çevrede gerçek bir yaşam biçimi anlayışı olduğunun farkındalığı içinde ve aynı zamanda süreçler içinde yapılan extra yatırım maliyetlerinin çok kısa bir zamanda kendini hem kullanıcı memnuniyeti ile hem de enerji ve kaynak tasarrufu ile amorti etmekte olduğunun farkında. Bu yatırımcılar; geleneksel yapılara oranla, yapılan tasarruf ve sunulan sağlıklı ortamlar ile sürekli artıda olmanın memnuniyeti içindeler. Ancak diğer grup için durum algısı oldukça farklı; geleneksel anlayışla yaptığı işlerin, yeşil sertifikalarla çok ciddi maliyet artışına neden olacağını ve bunun onlar için bir artı değil eksi, yani maliyetten ibaret olacağını düşünüyor. Yapı sektörünün ülkemiz içinde bu anlayışı yaygınlaşması ve sektörel bilincin doğru uygulamalarlan artırılması konusunda teşvik niteliğinde adımlar atmaya çalışması Yeşil Sertifikalı binaların artmasında ciddi bir rol oynayacaktır.

Akıllı şehirlerin oluşturulması için entegre bir yapı ve çevre bütünü olmalıdır, bunlar: akıllı alt yapı şebekesi, güvenlik, sağlık, ulaşım, sosyal çevre-sorumluluk, eşitlik, kültür, ekonomi.

Akıllı şehirlerin ölçekleri konusunda büyük ve kalabalık merkezlerin hedef gösterilmesi yerine daha küçük ölçekli ve entegrasyon oluşumu için hala gelişim aşamasında olan noktaları adres göstermeli; iyileştirme parçasının az yeni uygulama bölümleri fazla, bu şekilde daha ekonomik ve daha kontrollü bir entegrasyon oluşturulabilir.

Ülkemizde uygulanan “Yeşil Bina Sertifikasyonları” diğer bir deyişle “Çevreye Duyarlı Binaların Etiketlenmesi”, şu anda sadece uluslararası uygulamaları olan üç adet sertifika ile mümkün olmaktadır. Kendi yerel standartlarımızı ve yapı anlayışı ile sosyal yapımızı değerlendirebilecek bir metodun geliştirilebilmesi için, sadece bu sertifikaların “kopyala/yapıştır”olarak bazı kredileri alıp onları kendi dilimizde yazma fikri, uluslararası sertifikaları hiç değiştirmeden uygulamayı daha mantıklı kılmaktadır.

Doğru akademik alt yapı ve bilince sahip, çıkar amacı gütmeyen, sadece bir kaç bina değerlendirmesi ile kendine uzman diyen insanların yönetiminde olmayan, doğru ve gerçek bir platformun oluşturulması gerekmektedir. Bu platformun uluslararası mevcut sertifikaları değerlendirirken onlara ek sadece kültürel farklılıkları değil ki zaten artık bu süreçler Global bir yaklaşımda algılanmalı, daha ötesinde kriterlerin belirlenmesi için farklı bir çalışma yapılmalıdır. Bu kapsamda daha yenilikçi ve mevcutta göz ardı edilen tüm sosyal ve ekonomik kriterler doğru bir disiplinle tekrar ele alınmalıdır.